Jacques ve efendisi arasında geçen felsefi konuşmalardan oluşan, Diderot’nun yaşadığı dönemde henüz “determinizm” ismini almamış olan “kadercilik” hakkındaki bu eser de Diderot’nun diğer eserleri gibi zamanının ilerisinde kabul edilebilecek felsefi sorgular içerir. Bir “roman” olmadığı bizzat yazarı tarafından dile getirilse de Kaderci Jacques ve Efendisi tür bakımından romana yakın dururken roman sanatının çok önemli iki örneği olan Tristram Shandy ve Don Quixote’yi de selamlamaktadır.
Kader teması yani fatalizm, birçok yazar tarafından vurgulanarak işlenmiş yüzyıllar öncesinden bu yana süregelen bir düşüncedir. Homeros da bu düşünceyi net bir şekilde okuyanlar farketti, Sophokles’in meşhur oyunu olan “Kral Oidipus” da kehanete karşı gelen bir kralın kaderle olan amansız mücadelesini ve kaçınılmaz sonunu da okuyanlar kaderin önemini bilirler.
Diderot’un bu eserine daha doğrusu “kadercilik” temasına meraklı arkadaşlar için imrendirmek gerekirse eğer; Orhan Gencebay’ın “Ziyankar” adlı şarkısından birkaç kuple okumaları yeterli olacaktır: “Yaradan doğ demiş ben de doğmuşum. Bir gönle gir demiş seni bulmuşum.”
ansiklopedist ve felsefeci olan Diderot bu roman ve tiyatro karışımı kitabında, kader, irade belirlenim gibi kavramları Jacques ve Efendisi üzerinden tartışmaya açıyor.
Denis Diderotun eserlerinde kahramanlar arasındaki diyologlar, soru-cevap yöntemi kullanılarak ilerler. Gaye, okur ile bağı güçlendirmek. Oysa ki Denis Diderot’un eserlerinde, yanılsama payı olsa da gerçeklik daha fazla.
Efendinin dilinden, musibetlerin insanların başına musallat olacağına, Jacques’in dilinden de korkuların yersizliğine dem vurarak, kader de ne varsa iyi ya da kötü muhakkak gerçekleşeceğine dem vurur. Diderot insanoğlunun yazgısını yavaş yavaş açılan büyük bir kağıt rulosuna benzetir ve iki bin yıldır bir adım bile bir gelişme kaydedilmeksizin bunca konuşulan bunca kalem oynatılan mevzuyu nereye uzatabileceğimi biliyorsunuz diyerek, okuru düşünmeye sevk eder. Gerçekten de yazarın ne söylemek istediğini tahmin edebildik mi?….
Yoksa söylemedikleri için sadece minnet mi, duyduk…
Hani avcı, avı olan geyiğin peşine düşünce önündeki dağı görmezmiş, belki de insanoğlu da korkularının esiri olduğu içindir ki, yaşamın değerini bilmemekte. Kim bilir…
Kitap Yorumları - (5 Yorum)
felsefeciler alabilir.
Jacques ve efendisi arasında geçen felsefi konuşmalardan oluşuyor.
Kader teması yani fatalizm, birçok yazar tarafından vurgulanarak işlenmiş yüzyıllar öncesinden bu yana süregelen bir düşüncedir. Homeros da bu düşünceyi net bir şekilde okuyanlar farketti, Sophokles’in meşhur oyunu olan “Kral Oidipus” da kehanete karşı gelen bir kralın kaderle olan amansız mücadelesini ve kaçınılmaz sonunu da okuyanlar kaderin önemini bilirler.
Diderot’un bu eserine daha doğrusu “kadercilik” temasına meraklı arkadaşlar için imrendirmek gerekirse eğer; Orhan Gencebay’ın “Ziyankar” adlı şarkısından birkaç kuple okumaları yeterli olacaktır: “Yaradan doğ demiş ben de doğmuşum. Bir gönle gir demiş seni bulmuşum.”
ansiklopedist ve felsefeci olan Diderot bu roman ve tiyatro karışımı kitabında, kader, irade belirlenim gibi kavramları Jacques ve Efendisi üzerinden tartışmaya açıyor.
Denis Diderotun eserlerinde kahramanlar arasındaki diyologlar, soru-cevap yöntemi kullanılarak ilerler. Gaye, okur ile bağı güçlendirmek. Oysa ki Denis Diderot’un eserlerinde, yanılsama payı olsa da gerçeklik daha fazla.
Efendinin dilinden, musibetlerin insanların başına musallat olacağına, Jacques’in dilinden de korkuların yersizliğine dem vurarak, kader de ne varsa iyi ya da kötü muhakkak gerçekleşeceğine dem vurur. Diderot insanoğlunun yazgısını yavaş yavaş açılan büyük bir kağıt rulosuna benzetir ve iki bin yıldır bir adım bile bir gelişme kaydedilmeksizin bunca konuşulan bunca kalem oynatılan mevzuyu nereye uzatabileceğimi biliyorsunuz diyerek, okuru düşünmeye sevk eder. Gerçekten de yazarın ne söylemek istediğini tahmin edebildik mi?….
Yoksa söylemedikleri için sadece minnet mi, duyduk…
Hani avcı, avı olan geyiğin peşine düşünce önündeki dağı görmezmiş, belki de insanoğlu da korkularının esiri olduğu içindir ki, yaşamın değerini bilmemekte. Kim bilir…